Temmuz 07, 2010

REDDEDİLMENİN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI

Aşk acısı, hem de platonik. 24 yıllık hayatımda ilk defa elektrik teli tutmuş kadar çarpıldım, 6 aydır da enkazı kaldırmaya çalışıyorum. Birinin seni tercih etmemesi, istememesi -onu da bırak listeye bile almayacak olması- yeterince kalp kırıcı ve özgüven zedeleyici iken, o kişiye neredeyse putlaştıracak kadar bağlanmak, inceden kendini küçük düşürmek, ve daha bir sürü şey ruhsal dengesizliğimin tavan yapmasına sebep oluyor.

O yetersizliğin ve ağzımla kuş bile tutsam ona hiçbir açıdan yetişemeyecek olmak duygusu kendimi önemsiz, küçücük, adeta nokta kadar hissettiriyor.

Ve biliyorsun ki şimdi, senin kendini paralaman, ayaküstü melodram yazman hiç ama hiçbir şey değiştirmeyecek. O uğursuz anda biliyorsun ki, birileri şimdi çok mutlu. Kıskanıyorum.

Sadece o boğazımdaki yumru değil beni rahatsız eden, fiziksel olarak da acı çekiyorum. Biliminsanları (isviçreli mi bilmiyorum) aşk acısının vücutta da acıya sebep olabileceğini kanıtlamışlar. Şu an boğaz-kalp-mide eksenimde bir acı yoğunluğu var, en derin olduğu yerler ise o üçgenin köşeleri. O kadar kötü sızlıyor ki...

İsyan etmek istiyorum ama kime? Bağırmak istiyorum avaz avaz "o adamın yüzünü en son 7 ay önce görmüştüm, ee neden geçmedi peki, neden hala acıyor, daha ne kadar kaldı bitmesine, neyin kefareti bu???" (onun ve taze gelinin fotoğrafını gördüm nette, smokin-gelinlik zalım ikilisi, mutlu mutlu gülümsüyorlar objektife, içimdeki enayi merak yüzünden hep, bekliyordum da aslında o fotoğrafı göreceğim günü ama sanırım hiçbir zaman hazır olamıyorsun işte. teybi başa sarmış oldum bi nevi)

Ve gözlerim doluyor yazarken. Acaba eskisi gibi olmam mümkün mü, peki bir başka erkeğe aşık olabilecek miyim? Ona duyduğum hayranlıkla sanki bütüm ömrümdeki kredileri tüketmişim gibi hissediyorum. Bütün servetini sonuncu gelen ata yatırmış bahisçiyim ben.

Bir de o pembe düşlerinin yıkılması var ya, onu nasıl toparlarım hala bulamadım çözümü. O hayallerimin içinde kanatlanıp uçabiliyorum bile, normal hayatımda yapamadıklarım, söyleyemediklerim, herşeyim oradaydı. "Aşık, sivilceyi gamze zanneder" derler. Kendi küçük dünyamda onu oturttuğum tahttan indirmek o kadar zor ki... O, çok yükseklerde bir yerlerde, eminim ki aşağıya baktığında göremiyordur bile beni. Kafama sıçıyim ki gerçekte bu kadarına değmeyecek bir insanı yükseltmiş, cilalayıp parlatmışım, kendimi de bir o kadar aşağılara çekerek. Komplekslerim, korkularım ve hayal kırıklıklarım el ele verdiler, sahiplerine baş kaldırıyorlar.

Hani duymuşsundur uzaktan sevenler "o mutlu olsun, gerisi önemli değil, benimle birlikte olmak zorunda değil ki" derler sevdiceklerini başka biriyle gördüklerinde. Ben öyle olamıyorum ama. Şu an aklıma her türlü kötü şey geliyor o ikisi hakkında, ve gerçekten birini insanlıktan çıkarabilecek kadar kötü şeyler olmasını istiyorum. Gerçekten nefret doluyum, onun tamamlayıcısı ise o kahrolası aşk. Bıçak sırtındayım, en ufak bir yönlendirmeyle iki taraftan birine düşüp teslim olabilirim, hayatımı mahvedebilirim. Herhalde o an tek kelimeyle "cinnet" olurdu. Okuduğun ya da izlediğin haberlerde cinnet geçirmiş insanların yaşamları ne kadar da uzak va mantıksız gelir insana, insanın deliliğin kıyılarında dolaşması ne kadar da sıradan oysa, sadece bize verilen kadarıyla o kişileri yargılamak haksızlık ve empatiden uzak bir davranışmış, anlıyorsun böyle anlarda işte.

Aşk da nefret de akıldan bağımsız işleyen mekanizmalar, kendimi akıl ve sağduyuya bıraktım şimdilik, galip çıkmak istiyorum, yeter bu kadar yenilgi.
Tepkiler:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder