Ekim 28, 2010

dolap temizliği ve ilk walkman anıları vs.

dolapta ha bugün giyerim, ha yarın dediklerim mi yoksa "kilo versem güzel olur bu bende" parçalar mı, bir sürü ıvır zıvır ayıkladım. Aslında cimriliğime gelse bazılarını atmazdım bile. Sonuçta sadece evde giydiğim dizi çıkmış, poposu sarkmış, rengi kaçmış aşorfmanlarım, kimisi taa ortaokuldan kalmış oversize -kendime güvensizliğimle alakalı- kiloları saklama amaçlı bulundurduğum t-shirtlerim mi dersin bir sürü şeyi torbalara doldurdum, anneme verdim, o da gündeliğe gelen ablaya versin diye. Nerden estiyse dolabımı temizleyesim geldi. Sonra biraz daha ne atabilirim de alanı genişletebilirim diye düşündüm ve alt çekmeceye dadandım ama orada güzel hatıralar vardı, pek birşey atamadım.

Geçenlerde Sony'nin kasetçalar walkman üretimini durdurduğunu okuduğumdan beri o dolapta öksüz mahzun duran walkman'im daha değerlenmiş gibi geldi. Ama şimdi yatmadan önce kulağıma mp3 player'dan birşeyler yüklemek yerine walkman tercih etmek de bir değişik geliyor ne yalan söyliyim. O kadar da çabuk alışıyor insan teknolojiye. İlk walkman'imi aldığım zamanı hatırlıyorum. Babamla sanırım Eminönü'ne mi gitmiştik ne, o her zaman bilir neyi nerden ucuza alacağımızı. Bir de kaset almıştık tabi, İzel'in ilk albümüydü:) Tv'nin karşısına geçip odada kimse yokken kliplerdeki hareketleri tekrarladığım yıllar:))) Tabi ondan sonra Ricky Martin, Britney Spears, N'sync çıktı da dans ve kareografi neymiş yavaştan öğrendik, sonra da elimizi ayağımızı çektik tabi o taraklardan:))

Sevimli Vosvos'ların üretiminin durdurulduğunu okuduğumda da hüzünlenmiştim, ki bir kez bile binmedim ya da sürmedim. Herhalde birşeylerin eskimesi ya da aşina olduklarının artık müzelik olmaları gibi durumlar biraz da bizim zamanımızın geçtiğini ve yakında kendimizi de o müzeye koymamız endişesini doğurabilir diye de bilinçaltım beni o şekilde uyarıyor olabilir, emin değilim. "Lale devri çocuklarıyız biz, zamanımııız geçmiş" diyerek bitiremem yazıyı elbette.

O kadar pis bir hava var ki dışarıda, rüzgar kaç kilometre bölü saat esiyorsa artık, seni beni yağmuru ya da önüne ne gelirse katıp götürmeye hazır. Ve bu hava, zamanında bana aşk acısı çektiren zat'ın belki bir ihtimal beni arar ve içinde kalmış aşkını ve artık söylemezse bu acıyı kaldıramayacağını belirten telefon aramasını ve mesajını ve e-mailini beklerken kıvrandığım ve camdan dışarıyı izlerkenki havanın aynısı. 1 sene geçmiş neredeyse. her acı azalıyor sonunda ama sabır öyle söylendiği gibi gökten fln inmiyor, sanki ben sabır satın almak için benden birşeyler vermişim karşılığında gibi algılıyorum durumu. Neler götürdüyse artık, hatırlamıyorum bile, insan yokluğa da alışıyor.

O zamanlar sabah saat 8de fln yatardım, akşam 5te kalkardım, her seferinde bitirme projem için "bugün 6-7 makale bitiricem, özetlerini çıkarıcam, erken yatmayı alışkanlık haline getiricem, hayatımı düzene sokacağım, bugün dışarı çıkıp biraz yürüyeceğim" gibi kararlar alıp uymazdım hiçbirine. 10 günde bir hatta 2 haftada bir dışarı çıkardım, evden dışarıya adımımı atmazdım, sıkıntılarım içinde boğulur, kendimi ve de etrafımdaki insanları kandırır, evin içinde volta atardım. Sadece 1 sene önceydi. O kadar uzak geliyor ki. Ama bir yandan da düşünüyorum, kimine göre küçük, kimine göre büyük adımlar attım, ancak ben kendimi son 1 senede ne kadar değiştirebildim, bana yetersiz geliyor. Her zaman kendimi küçük görürdüm, başkalarıyla kıyaslardım, küçükken hiç mi övüp pohpohlamamışlar beni, hatta annem bana ilkokuldan beri "sende aşağılık kompleksi var" fln derdi. "Ben bir psikoloğa fln mı gitsem acaba hayatımdaki şu kördüğümlerden kurtulmak için" diye düşündüm geçenlerde yolda yürürken, gene aklıma nedensiz yere düştü bu fikir, ayda 2 kez gitsem bile yeterli olur muydu acaba, para yetiştirebilir miyim, tanımadığım bir insana en derin sırlarımı açarken utanıp ağlayacağım ve üstüne para mı vereceğim, veyahut sadece bir saniyelik bir zaman diliminde onun gözlerinde beni eleştiren, küçümseyen, "tam bir kaçık", "sen bunu haketmişsin" vb bakışı görürsem artık sanırım tam bir karadeliğe dönüşür iç dünyam.

Helios adlı grubu yazdım mı aceba bilemedim, çok güzel ambient-electronic tarzda müzük yapıyorlar, kafa dinlemek için birebir. Kitabını al, yatağa kurul, yanında çay-kahve-alkol vs, takıl gitsin uykuya kadar. Neyse iyi uykular hazır saati de gelmişken:)
Tepkiler: