Haziran 27, 2011

Mehmet Günsür'ü koymayın bir kere de aşık rolüne arkadaş...

Yemin ediyorum, ülkedeki bayanların beklentileri yükseliyor karşı cinsten. Sadece fiziksel olarak değil - uuuuu beybi taş gibi meaşallah, kimse laf edemez tabe- ama bir de oynadığı rolü kendisine yapıştırdığımızda bütün iyi "en"ler onda toplanıyor. Onun fotolarına bakıp derin derin iç geçirmeler mi dersin, onun gibisini buluncaya kadar kimseyi hayatına almama kararı alanlar mı dersin, bloğunda ondan bahsedenler mi, daha ne türevler çıkar kimbilir... Evet sonunda "Aşk Tesadüfleri Sever"i izledim ve onun akabinde de yazasım geldi. Yazmak ne kelime, insanı şair yapar bu herif, her seferinde görünmeyen bir bıçakla kalbini deşer durursun. Yaşlanmıyor da maalesef ki en azından "gençliğinde baştan çıkarıcı şeytan kostümü giyerdi" diyelim. Evlendi, çocukları oldu, şudur budur ama yıpranmamış görmeyeli. Deli ediyor beni; her iki anlamda da!

Filme gidenlerden duyduğum en common şey "biz ağladık" lafıydı. Dram seven biri olarak "biz ağladık" lafına tav olmalı mıyım kestiremedim çünkü R.İvedik izleyip "yarıldık gülmekten, harika!" diyen tipler de var. Filmi sinemada izlemediğimden de olabilir, yoksa başka insanlarla bakış açımızda ya da duygu hücrelerimizin çalışma şekli arasındaki farklılıklardan da kaynaklanıyor olabilir: Ağlamadım! Gözüme toz da kaçmadı. Üzerime, tam da göğsümün üzerine birşey oturdu yalnızca, ve ben de bu blues duygusundan uzaklaşmak için herşeyi yapıcam birazdan. Dondurma tüketip Fringe izlesem ve Dr. Bishop'un garipliklerine sırıtsam belki bir yararı dokunur. Filme 10 üzerinden 7 virdim gitti.
CouchSurfing'de bissürü kişi var One Love'a gidecek. En iyisi onların araına karışıp duygusal ve sosyal sorunları olmayan dengeli, neşeli, uyumlu bir 25 yaş insan portresi çizmek. İşin güzeli mesaimi saat 4.00'de bitecek şekilde ayarlattım. Kötü haber ise camış gibi eğlenip, içip, yorulduktan sonra sabah 7.30'da mesaiye başlamak!!!
Tepkiler:

Haziran 22, 2011

İş yeri hekimi denen figür cenever değilmiş

Bugüne kadar işim düşmediğimden olsa gerek, duyduklarım ve kafamdaki zırvalardan ibaretti iş hekiminin fonksiyonu. Sonuçta önüne gelene rapor verse, işgücünde azalma olur, aksaklıklar baş gösterir, o da bu sebeple domuzluk yapar, hastaysan da rapor yazmaz....vs. Bizimkinin iyi olduğuna kannat getirmem bugün bana istirahat yazıp eve göndermesinden.

Dün bi arkadaşla -ne bok yemeye- aç karnına biraları içip üzerine Bambi'nin acılı burgerine dadanınca, orada istifra etmekle kalmadım (kılık değiştirip giderim bi dahakine artıh), takside eve giderken poşetin içini doldurdum, öğlen gözümü açıp banyoda boş midem yüzünden boş boş öğürdüm. Banyo yapmadım, bari saçımda kusmuk olmasın diye aynada hayalet suratıma bakarken "işe gitmesem mi" diye düşündüm, sonra da o düşünceyi kafamdan hemen uzaklaştırdım. Devlet hastanesine gidip rapor almak çok zahmetli göründü, "nasıl olsa akşam iş olmuyor" tesellisiyle sürünerek taksiye bindim, sırtımda biri oturuyormuş gibi dolandım bi yarım saat barda. Sonra HR departmanından güzel hatun iş yeri hekimimizin bugün otelde olduğunu ve gidip görmemin faydalı olabileceğinden bahsetti. Adam beni görünce "kağıt gibi beyazsın" dedi, tansiyonumu ölçtü, şikayetlerimi dinledi, bulantı için haplar verdi, reçete yazdı fln. Yabancı birisinden şevkat ilgi görmek ne güzelmiş la:))

İzni aldıktan sonra sanki işyerine rövaşatadan gol atmış gibi hissettim:))

Şanslıyım ayriyetten, özel sağlık sigortam var, 17 liralık ilacı 3 liraya aldım:)

Neden hangover'ın etkisi bu kadar uzun sürdü onu anlamadım ama. Eskiden -hem de defalarca- gece sünger gibi içip 3 saat uykuyla işe gelirdim. Kafein alımından sonra günü sağ salim tamamlardım. Yaşlanıyor muyum ne?
Tepkiler:

Haziran 07, 2011

Bir servis elemanının kafasından ışık hızıyla geçenler...

  • Birkaç kişinin muhabbet ettiği bir masada herkesten sipariş aldım ama senden alamadım. Neden? Çünkü sen beni görmemezlikten geliyorsun. Sanıyorsun ki sana servis etmekle görevli biri, yanıbaşında kök salınca kendini önemli fln addediyorsun. Burnu büyük, ukala, milleti küçümseyen garsonlardan lazım size çünkü. Yiyecek içecek kültürünü gittiği birkaç fancy ve pahalı cafeden edinmiş olan biri olduğunu bilmeme rağmen gene de sinir olabiliyorum.
  • İçerisinde domuz eti bulunduğunu hatırlatmam gereken menu item'ları var-Müslüman bir ülkede yaşadığımızdan olsa gerek! Bana "biliyorum zaten" diye ukalalık yapma.
  • Domuz eti katkılı o şahane sandviçi yeseler-ki yiyorlar zaman zaman da- bayılacaklar ama şu dinin lezzetin de alanına müdahele etmesinden hoşlanmıyorum. Hadi bırak misafiri, turizmciye ne demeli? Gerek derste şarapla yapılan o şahane elma tatlısının tadına bakmayanlar gerekse kokteyllerde servis ettiğimiz İtalyan menşeili o leziz aperatiflerin tadına sadece domuz içerdiği için bakmayanlar? Yahu en azından bir fikrin olsun diye dene be. Belki de beğenme olasılığıdır onu korkutan. Turizmci dediğin her b.ku yer, içer, yemek ve içmek zorunda! Food&Beverage (F&B) çalışanlarıdır bunu yapan, ulan misafir sonra "tadı neye benziyor", "hafif mi", "yanında içecek olarak ne tavsiye edersiniz", ...vs dese? PEMBE GÖZLÜKLERDEN KURTULUN! Bağnazlığınızı, dar görüşlülüğünüzü çalıştığınız yerin kapısında bırakın. Anlaştık mı? Efferim.
  • Menu item'larının altında zaten kısa bilgi var, ona rağmen bana hala Croque Monsieur'ün içinde ne var diye sorma! Okumaya da mı üşenir bir insan yaa...Yuh!
  • Çok bilmiş havalarda eline mönüyü alıp bana "Tiramisu'yu asıl İtalya'da yiyeceksin" "Geçenlerde buranın (söz konusu restoranımızın) Londra'daki şubesine gittik, şaahaaneyydii" gibisinden şeylerle kafamı ütüleme. Bana ne a.q., nerde ne b.k yersen ye. Parya olarak mı görüyor beni ne?
  • Önüne çok şık deri bir placemat koyuyorum ki masayı kirletme diye. Hayır hala anlamış değilim nasıl başarıyorsun o tabağındaki yiyecek ile masanın alakasız bir yerini batırmayı?! Parkinson hastasına da benzemiyorsun. Ben bakmadığımda eğlence olsun diye "uçak geliyooor, aç ağzını mı" yapıyorsun kendi kendine?! 
  • Menüden sipariş verirken büyük bir havayla kasılarak yabancı isimleri gö.ünden telafuz edenler: Birgün patlatıcam kahkahayı yemin ediyorum. Pıssss diye sönücek sonra havan:)
  • Tatsız yorum, şirretlik, şikayet, çemkirme, vs. durumları yaratıp kahveyi, tatlıyı ya da belki biraz indirim kapacağını sanan sütü bozuklara lafım yok. 
  • İnsanlar sizi selamladığında ya da uğurladığında en azından bir baş selamı verebilirsin. Senin zalah suratına gülümsemeye bayılmıyorum, inan! 
  • Şık Davranış Örneği: Eğer otelden/herhangi bir mekandan birisini ziyarete gittiğinizde o kişi size kesinlikle hesap ödetmiyorsa, tüm ısrarlara rağmen masaya bir sakal atın. Bu güzel bir jesttir ve bir sonraki sefer geldiğinizde muhakkak hatırlanır, daha ikinci gelişiniz olmasına karşın sanki oranın müdavimiymişsiniz gibi en içten ve özenli servisle ödüllendirilirsiniz. Gerçek bu. 
  • Şarabın içine buz istemeyin. Bu "nasıl olsa midemde hepsi karışacak" düşüncesiyle çorba,salata, ana yemek ve tatlının aynı tabakta yenmesi gibi birşey. O şarabın üreticisi g.tünü yırtıyor afedersin, "yok asidite, yok tanen, yok sıcaklık ve muhafaza değeri" diye. Soda iç o zaman, kokteyl iç. Yapma ama bunu şaraba. Kim başlattı acaba ilk? 
  • Sadece ilk seferde aklıma bunlar geldi, daha neler dökülür kimbilir gri hücrelerimi kassam az. Görüşürüz!
Tepkiler:

Haziran 04, 2011

Herhangi birşey için "tutku besliyor muyum" diye düşünürüm yıllardır...

Hala bulamadım cevabını. Öyle birşey ki bu, mesela sabah senin 2 saat erken uyanmanı sağlayabilir. Gık demezsin. Kendini adadığın şeydir sonuçta. Kendi kendime en azından birkaç seçenek yaratsam da, denemeye korkuyorum.

17-18 yaşında girdiğin dangalak bir sınavdan sonra okuman, meslek edinmen ve o mesleği icra etmen beklenir o kadar sana harcanmış olan emekten sonra. Seninse en kısa vadeli amacın okuldan mezun olabilmektir bir an önce. Mezun olduktan sonra çalışma hayatı. Belki de o zamana kadar doğru dürüst düşünmemişsindir o işi 25 yıl kadar yapmak zorunda kalacağını. Birgün "Daaaaaaaaaannnk!" eder kafana. İç sıkıntısı başlar, ve moralini düzeltmek için dünyadaki en şahane çikolata bile nafiledir. Bokunu yemiş kumru gibi düşünmekteyim.

Bu meslekte fark yaratacak insanlardan biri olamayacağımı anlamış bulunuyorum. Yapı itibari ile pek de uygun değilmişim bu mesleğe, sanırım sonunda yüzleştim bu gerçekle. Yerini ne ile doldurabilirim, işte can alıcı soru bu. Üstüne üstlük bir de İstanbul'dan sıkıldım. Başka bir şehir hatta ülkede yaşamanın hayalini kuruyorum içten içe.

"Nerede değilsem orada iyi olacakmışım gibi"

Belki kendimle ilgili hayalini kurduğum tüm herşey orada gerçekleşirmiş gibi geliyor. Yeni birşeyler de denemek istiyorum. Yeni bir başlangıç. Ruhumu harekete geçirebilecek herhangi birşey.
Tepkiler: